Stefan Zweig - Korku Kitap İncelemesi

Stefan Zweig - Korku Kitap İncelemesi
Stefan Zweig'in beni her zaman en etkileyen şeyi bu hayatın bayağılığına dayanamayıp eşiyle birlikte hayatlarına son vermiş olmasıydı. Kitaplarını okuduğumuzda bir erkek olarak kadın gibi düşünüp hissetmesi, empati yeteneğinin nasıl da gelişmiş bir yazar olduğunu gösteriyordu. Bunu sağlayan da esasında psikolojiye, Sigmund Freuda duyduğu ilgiydi. Bu sayede çok başarılı psikolojik tahliller çıkarıyordu. Stefan Zweig'in kitaplarındaki sayfa sayısının az olması kesinlikle meramını kısa ve öz bir dille, doğru bir şekilde aktarabilme yeteneğinden geliyor.

Bu kitap insanın en temel duygu durumunu ele alıyor.

Irene Wagner maddi kaygının ne olduğunu bilmeyen bir karakterdir. Rahat ve parlak, gösterişli hayatında kendine macera arar ve kendini genç bir piyanistin kollarına atar. Fakat bu kaçamaklardan haberdar olan birisi vardır; şantajcı rolündeki kadın karakterimiz. Bu şantajcı kadın sayesinde Irene kıymetini bilmediği hayatını, ailesini, kaybetmeyle karşı karşıya kalır.

Stefan Zweig bu kitabında insanoğlunun doyumsuzluğunu ve elindekilerin değerini, kaybetme korkusu yaşamadan öğrenemediğini anlatmıştır.

Aslında Irene, sekiz yıl önceki genç kız halini yaşatma çabasındadır. Erkeklerin arzuladığı bir kadın olmak evli ve çocuklu olmasına rağmen. Yine burada bir şey fark ediyoruz: evliliklerdeki iletişimsizlik sorunu. Irene yıllar sonra fark ediyor aslında eşini hiç tanımaya incelemeye çalışmamış. Özel hayatları da dahil sekteye uğramaya başlamış her şey. Kocasını tanımaya, gözlemlemeye başladığında çocuklarından ne kadar da uzakta kaldığını fark ediyor. Çocukların bir sorun bir sıkıntı yaşadığında ilk önce bunu babalarıyla paylaşmaları onu hasetliğe itiyor.

Yaşamın cazibesine kapılmıştı Irene Wagner, ya da sekiz yıllık evliliğinde hiç bir şey paylaşmadığındandı kocasını aldatması, başkasının kollarında korku içinde ihtiras anıları...

''Yaptığınız hatalarla yüzleşin içinizde tutmanız sadece korkunuzu arttıracaktır.''

Aldatmanın huzursuzluğu korkusuyla yaşarken aslında hayatının güzelliğini eşini, çocuklarını düşünmeye başlıyor belki de eşi avukat olmasaydı ve vicdan azabı çekmesi için evine kendine geri döndürmeye çalışan eşi o tiyatrocu kadını rol yapması için konuşmasaydı belki de hikaye bu yönde ilerlemezdi.

''İnsan bir kabahat işledi mi herkesin gözleri üzerindeymiş gibi hisseder, sanki biliyorlarmış gibi.'' Korku kitabı beni beklemediğim kadar derinden etkiledi ve gerçek bağlılığı gösterdi. Belki de yanlış düşünüyorumdur fakat Irene intiharın eşiğine geldiğinde ona eşinin engel olması... Okurken, Irene ne hissetiyse bende de aynı tesiri bıraktı. Kitabın sonuna kadar heyecanlı bir bekleyiş içerisindeydim. Ruhunda bir yerlerde hala canı yanıyordu, ama bu muştulu bir acıydı, akkor gibi ama yine de yumuşak; tıpkı yaraların, sonsuza dek kapanmadan önceki yangısı gibi.